Arama
Anket
Yürek Sapağı / GÜZELİ HEP GEÇMİŞTE ARAMAK GÜZELİ HEP GEÇMİŞTE ARAMAK
Çoğu sohbetimize sokulan bir düşüncedir: ‘eski bayramlar daha güzeldi’, ‘eskiden dostluklar daha güvenilirdi’ , ‘ eskiden yediğimiz meyvelerin tadı hala damağımızda..’ Bu anlatımlar uzar durur. Ve genellikle de bu sitemlerin galibi eskidir.
O zaman Dersimin bir köyünde yaşıyorduk. Bir dağın yamacında, köye uzak, 3 hanelik bir mezrada. Babam Hozat’tan somun ekmeği ve kuru üzüm getirmişti. İlk kez gördüğüm, ilk kez tattığım bu yiyeceklerin damağımda bıraktığı tadın heyecanını unutamam. Şehir ekmeğini köy ekmeğinin içine koyup yediğimi hatırlıyorum. Çabuk bitmesin diye ucundan azar azar ısırdığım kuru Besni üzümleri muhteşemdi. Hayallerimden biri de, babamın Pertek ya da Hozat dönüşü olurdu.
Sonra Elazığ’a yerleştik. Artık bir şehirli olmuştum. Üstelik yoksul bir mahallenin, Fevzi Çakmak Mahallesinin şanslı bir çocuğuydum. Babam mahallenin bakkalıydı. Raflarda ilk kez tattığım ne çok şey vardı. Cebimde bisküviler, rengarenk şekerlemeler, kuru üzümler, soframızda şehir ekmeği. Artık o ilk rastlaşmamızdaki cazibesini yitirmişti. Hatta bayatlayan şehir ekmeğine burun kıvırmaya başlamıştım bile…
Ya da köydeki evin damında oturup, ufkuma dalıp, dünyanın ne kadar büyük olduğunu düşündüğüm anları anımsıyorum. Karşıdaki dağlar o kadar yüksek ve uzak görünüyordu ki, gözlerimin sınırları devasa geliyordu. Bir gün kuzuların peşinden o tepelerden birine çıktığımda yeni bir ufuk çizgisi dikilmişti karşıma. Anlamıştım ki insan yaşamına karışan yeni aynaların karşısına geçtiğinde başka bir ufku görüyordu. Sonra başka diyarlar, uzun yolculuklar, yeni keşifler.. uzayıp gidiyor hayalleri. Bir adım daha atıp bu evrenin sonsuz boşluğunda, bir mum alevi gibi kalan dünyanın küçüklüğüne şaşıyor.
İlkokul son sınıftayken, teneffüslerde sırtına vurup kaçtığım kıza karşı hissettiklerimin ondan hoşlanmak olduğunu yıllar sonra anlamıştım. Bu garip heyecan, alışılmış söylemiyle , ilk platoniğim, gerçek aşkla rastlaştığımda hayatımın neresinde duruyor diye sorsam yanıtının ne olacağını biliyorum. O uzaklarda adını dahi koyamadığım sıcak bir anı olarak kalırken, artık uzağımda olsa da gerçekten çok sevdiğim kadın içimde büyüyüp duruyor.
‘İnsan bildiği kadar hayal eder ‘ deriz ya, ‘eskiye ‘ dair özlemlerimize biraz da bu pencereden bakmak gerekiyor. Göreceğimiz fotoğraflar daha insani, daha gerçeğe yakın..
Bitirmeden küçük bir pasajla başka bir açıdan bakmayı ihmal edersek, bu yazı eksik kalır. Eskiden diye başlayan cümlelerin haklılığa aktığını da yadsıyamayacağımız bir çok gerçeğin de altını çizmek gerekiyor.Hep deriz ya: yediğimiz içtiğimiz her şey,aldığımız hava, nehirler, denizler, okyanuslar, uzay.. giderek kirlendi. İnsan toplumun içindeki sosyal duruşundan uzaklaşıp birey ya da bireyci kalesine saklandı.Aynı apartmana yaşayanlar çoğunlukla kendi dairelerinin dışındaki hayatlarla iletişimini koparma aşamasına taşıdı. Ana kapıdan giren gelini, son yolculuğuna uğurlanan cenazeyi bile belki çok sonra duydu. Sanal insan ilişkileri hayatlarımızı işgal etti. İnsan ütopyalarından uzaklaştı.Aşk için harcana emek küçüldü…
Aslında insan , çocukluğunun duruluğunu saklayabildiği ölçüde yüreğini koruyabilir deriz.
Bel ki bir de belleğimizde hep sıcacık kalan ‘geçmiş’in bu fotoğraflarını da başucumuzdan eksik etmemeliyiz. Arada bir baktığımızda o özlemimiz depreşmeli…